8 Aralık 2007 Cumartesi

BEKLERKEN (BANA ÖZEL)

Bembeyaz bir düş kuruyorum bu günlerde kendime. Bembeyaz badanalı ve duvarlarında mobilyaya ihtiyaç bırakmayan sergeni olan bir köy evinin kapısından içeri giriyorum. Bir başına beni beklemiş bunca zamandır yalnızlık bu evde. Bunca zamandır delice sevdiğim hiç kimseye inanmamış benim aksime, vefasını büyütmüş içimde.

Sevdiğim o kadar çok dostum vardı ki. Hiç biri onları sevdiğim kadar sevememiş beni. Gönülsüzlüğü öğrenmem uzun zamanımı alsa da hiç kimseye en küçük bir kırgınlık besleyemediğim doğru. Bildiğim bir tek şey var. Her insan gönlü elverdiğince sevebiliyor karşısındakini. Eminim artık gönüllerinin yettiğinin en fazlasını bana verdiklerine. İçimde biriken sevginin bu kadar çok olması benim hatam değil. Olsa olsa Mevla’mın bana bir lütfudur bu. Çok sevmemi istedi, ben sadece bana buyurulan emre itaat ettim.

Bir zamanlar beni anlamasını yeterli bulacağım bir kör kuyu arardım kendime. “Sadece yazsam, o bana tek bir cevap göndermese bile” diye düşünerek. Uzun yıllar boyunca çok aradım o dipsiz kuyuyu. Yoktu. Aslında vardı ama ben hep başka yerlerde aramıştım. İçimdeydi aslında. İçimde bana hep seslenen “seni seviyorum” diye riyasız ama canı gönülden bağıran o kuyu bizzat bendim. Şimdi bakıyorum da hem bana hem de başkalarına gani gani yetiyor içimdeki kör kuyu. Nereden anladıklarını hiç bilmiyorum ama kuyu arayan her yetim bir yolunu bulup başucuma gelip saçlarından dökülen aklarını bırakıyor sularıma. Hepsini gül yapraklarımın arasında kurutuyorum, güneşlere çıkarıp turaba dikiyorum. Öperek büyütüyorum, incinmeden ve incitmeden büyüyorlar. Huzuru mahşerime, aşktan vazgeçmeyecek ümitler büyütüyorum. Canlarına dualar okuyorum içimde, dışımda. Vazgeçmeyin diyorum, belki bir adımlık yollarında belkide fersah fersah uzaklarında. Kim bilir belki de yanımdan geçiyorlar bilmeden kim olduğumu. Gülümseyen yüzümü görüp bir yerden çıkaramayarak, iniyorlar belki de birlikte bindiğimiz otobüsten.

Görünen her zaman gördüğümüz şey olmuyor. Arkasında gizli manalara ulaşılamıyor çok zaman.

Hiçbir şey daha kıymetli değil hiç birinin zarif gönlünden. Canımın acısı, sesimin çatlaması, kalbimin küsmesi…

Yazdığım şiirlerin hiç birine keder damlası bırakmadım ki aslında ben ve hiçbir şiirimi gülmeyen bir sesle okumadım bittiğinde. Dünyam hiç gri değildi yıllardır. İstediği kadar kararsın banane, dedim hep. Gökyüzünü seyrettiğim penceremin bir ucundan azıcık söktüm gri rengini yahut tırnak ucumla kazıyıp bir nebzecik güneş çaldım arkasından. Derin derin içime çektiğim her bir yaz ve hep bir bahardı. Uçsuz bucaksız aşklar bulup sakladım en olmadık viranelerden. Güllere talib olanlar çoktu, papatyaları sevdim ben. En çok ama en çok da nergis’imi. Evet nergis… Hiçbir çiçek onun yerini doldurmadı bende. Bir yaz boyu nergis zamanını bekledim durmadan. Gülüyorum şimdi. Neden mi? Bu kadar çok seviyorken hiç kendime nergis almadım da ondan. Yani elinde nergis gördüğünüz o kadın olamam, mümkün değil. Ama bu mevsimde yolundan yürümeyi en sevdiğim sokak, çiçekçilerin olduğu sokak ne yalan söyleyeyim. Merdivenlerden inerken buram buram geliyor ya nergislerin kokuları. Ohhh diyorum hayat bu değilse nedir ki? Ya mutluluk bundan daha çok nerede yaşanabilir? Bu kadarcık bişey bile mutluluğa yettikten sonra hangi mısraya hançer soğukluğu ilişebilir? Hangi şiir gülümsemeden okuna bilir?

Aslında bu dünyayı bu hale getiren de benim ellerimdi. Hiçbir zaman kontrolü elden bırakmayarak ve her zaman bir hüsnü zannı önüme koyarak yaşadım. Hiçbir zaman kavgayı sevmedim, biraz yüksek ses bile korkuttu beni. Gülen bir oğul dünyaya getirdim. Kaç bebek doğduğunda ağlamak yerine gülmeyi tercih eder ki. Şimdi boyumu geçen boyuyla gurur duyuyor bense karakalem resimlerine aşığım.
Evet, bir gelincik tarlasıyla bir peygamber çiçeği tarlasının birleşme çizgisindeki tek başına kalmış bir dal çiçeğin yalnızlığıydı benimki. Şu var ki, sahiden inanmıştım bütün çiçeklerin birbirleriyle yaşayabileceklerine.

İnsanlar tanıdım yüzlerce. Kötü niyetli olduklarını aşikâr etmedikleri müddetçe ayırt etmedim hiçbir sebeple ve sevdim hepsini de. Ama benim kadar yürekli olmayanları da gördüm. Yüzüme söylemediklerini arkamdan işittim. Çok zaman sevdiklerimden onlar yüzünden vazgeçtim. Tek surat asıklığı yetti geri dönüşüme. En çok da “insanın en kolay kendinden vazgeçtiği” ne inandım. Sebepsiz değildi. Bu yüzden çok kolay vazgeçen biriydim çoğu zaman. Sevdiklerimin hoşnutluğu beni benden vazgeçiren tek sebepti.

Uzun zamandır olmayan beyaz badanalı bir evin bembeyaz örtülü odasındayım. Penceresinden dünyanın en güzel güneşi doluyor odama. Beyaz patiskadan daha fazlasına meraklı olmadığımdan beyaz entarim şimdi çeyizlik patiskam üzerimde, gelinliğime saydığım. Her şey görmek istediğim gibi bembeyaz. İstediğiniz kadar hayalbaz deyin bana, uçtuğuma hükmedin. Size bir sır vereyim mi; gördüğüm dünyanın tamamı benim için kuruldu sadece ve ben görmek istediğim gibi görme hakkımı kullanıyorum. Hayat gördüğümüzden çok daha güzel. İlkokul arkadaşımın anı defterime yazdığı tavsiyeyi tuttuğuma seviniyorum. Hayattaysan sevgili Kenan, bin yaşa kardeşim. Dediğini tuttum inan, mutluluğu hep ayaklarımın dibindeki papatyalarda buldum. Üzerlerine basıp geçmedim hiç, kıyamadım hiç birine. Üzerlerinde uyudum mutlulukların onlarla ısındım. Hayat senin söylediğin kadar kolaydı gerçekten. Gülümseyişim, hiç kimseye çaldırmadım yüzümden. Çok ağladım gizli saklı uzun yıllarca. Şimdi bir o kadar mutluyum inan ki. Tüm dünyanın yetimlerini öksüzlerini toplayıp mutlu etmek için yetecek gücüm mutluluğum var emin ol.

Bir kağıt bir kalem alıyorum elime. Sadece içimde bunca biriktirdiğim yıllarımı, yollarımı anlatıyorum bugünlerde. Bir bahar vardı herkese dair içimde. Size kötü gelen beklemelerde bile benim için bir anzer balı lezzeti vardı. Bundandı bu kadar zevkle yazdığım bütün mısralarımın ve satırlarımın kana tene bürünmesi. Bundan dı içindeki deli oğul balının birazda dilinizi burkması.

(Hayatında bir düzeltmesi olmadığı gibi düzeltmesi olmayan bir yazı. Devamı elbette var)

1 yorum:

derya-deniz devrilen kayıktım dedi ki...

yorum bırakabiliryor muyum diye bir deneyeyim dedim. eğer başarabilirsem yazılarınızı kendimce yorumlamaktan memnuniyet duyarım. saygılarımla