18 Mart 2008 Salı

SENDEYİM

Gecemi çaldığın yerdeyim
Sendeyim
Ne zaman ismin geçse, aklımda
Severim dalgana âşık kirpiklerimi…

Dalında yaprak kıskansın ellerimi
İçimde konuştum gün boyu
Ara dedim, sor
Duydun mu içinde içimin sesini
Bu gün titrettiğin
Kim bilir kaçıncı zemherideyim

Dökülen susam tanesiyim
Feleğin çemberinde
Ve dahi alıcısı olacak işaret parmağını
Bulursam bulmacanın ters köşesinde
Takacağım kâğıttan yaptığım nişanı
Sana bırakmam bu aldım verdimi

Cesaret aslan olsa bulurum yolunu
Sarılırım boynuna…
Yaktığın ateşin başında dur
Tutayım közünü bırak
Kararsın kavruk teninde ellerim
Yok say... Olmadım, ölmedim say
Bana bırak beni... Aldırma

Sen şimdi umarsızca
Son sigaramı çal benden
Ve bitmeden sendeki hayatım
Çek içine dudaklarımın rengini
Usulca sokul kimsesiz koynumun koyuna
Koyu renkli sevdalarım kurusun gözlerimde
Saklı tut mührümü gamzelerinde...

Ve düşün bakalım
Üç noktalı şiirlerimin
Hangi noktasında olduğunu
Var olup olmadığını bile bilmeden
Yahut, deyip değmediğini
Sana bir şiir yazmamın

Bana sorma
Ben biliyor muyum
Kimim ve nerdeyim...

ÇİNGENE KADININ RUHUNDA SEN

Çingene kadının ruhunu
Savurdum damarlarımdan
Bir sahil akşamı…
Raksın sarhoş eden çığlığıyla
Yakamozlar çıldırdığında

Kumlar öptü beyaz topuklarını
Ağladım…
Sen dönerken ay zamanı
Deli gömleğimin kollarını sıvadım

Dalgalar, kan sıçrattı gözlerime
Şafak attı atacak
Çingene kadın raksında
Aşka nazire kıvrılacak
Buz kesecek parmaklarım
Sonra ensemde ölümün soğuk dudağı
Ürperti saracak belimi
Sen geleceksin hatırıma
Yalnızca sen

Ay parlayacak
Çingene kadının yüzünde
Gözleri sen olacak
Baktığında kıvılcım
Yumduğunda ölüm
Dudağımın kıyılarındaki tadın
Dalganla kaybolacak


Deniz, çingene kadın
Aklımı çarmıha geren adın…
Ve gün doğacak önce begonvillere
Ellerimdeki son gece
Uyanmamaya duamla sızacağım
Sığınacağım teslim ettiğin
Sensiz uzak günüme…

Gülleri kıskandır gülümsemenle
Sarhoşum, meczubum belki de
Senin serserin, delinim
Deliliğimsin
Ellerin kimin ellerinde
Kimbilir kaç fersah uzakta nerdesin…

Koklama bir daha Girit güllerini
Yanağına konmasın rengi
Ve tutuşturma sahile çatılan
Hiçbir odun ateşini
Söyleme ruhuma dilbeste sesinle
O sevdiğin şiirimi…

17 Mart 2008 Pazartesi

BODRUM’A BIRAKTIĞIM GÜNÜN, YANIMDA GELEN KARANLIĞI

Yatağandan sonra söndü tüm ışıklar. Gece emiyordu hayatı. Yol karanlığın koynuna, çizdi rotasını. Yine dünde kaldı bir gün. El ele çıkılan habersiz ve acil bir yolculuk, alelacele bir dönüşe bağladı son sözünü. Yıldızlar gökyüzünde ışıldarken şimal aranmadı. Gemicilerin pusulası olsun diyerek, bıraktık gerimizde ve saklamadık gözlerimizde, kuzeyin anahtarını bulduğumuz gökyüzümüzden.

Begonviller açılıp saçılmış. Mevsim bahara koşuyor artık duraksız. Tüm şaşalı hayat, yalanına kanacak alıcılarını bekliyor Bites’te. Tevazudan uzak, dörtdörtlük anlamsızlığı içinde, lüks ve eğlence köleliğini, avuçlarına saklamış bekliyor Yalıkavak’ın villaları. Ege’ye nazır satılık mutluluklar süslenmiş, makyajı abartılı sahte yüzlerinde. Dağın taş duvarları arasında, yapmacık beyaz yüzleriyle kırıtıyor tüm bodrum evleri.

Kirlenecekler elbet. Çok değil, birkaç ay sonra. Lekelenecekler tüm beyaz entariler gibi ve islenecekler. Saklayamayacaklar parayla alınmak istenen mutlulukların arkasında bekleyen acıları.

Kayaların koyu renk asaletini gölgeleyemeyecek, sahte bir hayat.

Tepeden inen yoldan varılan, incecik kumların dudaklarına hayat verecek her an egenin suyu.

Üç çift çıplak ayağın altında ezilmekten yüksünmeyen şu kumsal, ansızın yeni bir anlam yükleyecek kalbime.

“Mutluluk ayaklarımızdan tırmanacak dudaklarımıza ve çukurlaşan gamzelerimizde birikecek bir defa daha.”

Denizin tuzuna bastığım tüm acılar, karışacak sulara. Akşamın eli kulağına gidecek. Bir şeyleri götüren zaman, neleri bırakacak tenime yapışan sularda. Olmayan martıların kanatlarına taktığım kanaatkâr yalnızlıklarımın izin günü bugün. Başı bağlı bir kadının, ipini kaçırmış hezeyanlarında sorguda çözülen bir devrimci gibi, kendine ne ilk ne son itirafları olacak gelen bu gece. Nereye giderse gitsin bir parça sevince karşılık, kucak dolusu keder biriktirecek göz çukurlarının ardında.

Adı olmayacak insanların ve bir isim yakıştırmayacak geçen zamana. Mesela kader demeyecek ya da aptallık, pişmanlık diye yaftalamayacak. Hayatın bizatihi kendini yaşattığının kabulü olacak, geçen bir günlük zaman. Kimi güldüren, çokça hesaplaşmalara mecbur eden…

Her tuttuğum elin biriken yarası, nasır bağlamaya yüz tutacak. Nasırlarımızdan tanıyacağız birbirimizi. Büyümek, değiştirmeyecek geçmişimizi ve unutturmayacak toprağımızda kesilen göbeğimizin saklı duran derin acılarını.

Bakışları deniz olan her zerre su, korkutacak adımlarımızı. Dağlarda koyu bir pusu saklanırken sulara gömülecek ecel korkusu.



Susun. Susturun şu kentin suni seslerini. Rakkaseler dursunlar, şarkılar lâl olsun. Susun ve dinleyin sessizliğinizdeki bülbülü ve esen rüzgârın güneşe sarınmış sıcak uğultusu konsun yanaklarınıza.

Ayrılırken yumun gözlerinizi. Gece ağırlığını yüklesin, boynunuza.

Bir vardınız ve bir de yoksunuz işte. Yollar, yolculuklar, yalnızlıklarınızda yüzünüze bakakalan uykusuzluğunuz kâr olsun ceplerinizde ve çoban yıldızı vurulsun kapanan gözlerinize. Hilâl kızıl ve yarım kalan haliyle kaybolsun gecenin üçü olduğuna aldırmadan. Sabah olmadan terk etsin gökyüzünüzü.

Aldandığınız tüm oyunlarınızı itiraf edin dönüş gecenizde.

Ben, inanmayı seçtim tüm yalanlara ve inancı sağlam bir adam olmayı başardım bir dün’de kalan yabancı zamanda. Şimdi yeni bir sabahta kapanmasın diye zorladığım göz kapaklarımın kirpiklerini kavuşturacağım birbirine. Bırakacağım aklımın deli fırtınalarını, derin bir uykuya. Uyandığımda unutmuş olmayı umsam da, yeniden yenileceğim hafızamın oyunlarında. Hatıraların en güzellerini saklayacağım dudaklarıma vurduğum mühürlere. Yediğim içtiğim benim olacak ve duymak için bekleyenlere anlatacağım bir günün masalını rengârenk ebemkuşağına sarmalayarak. Yol boyu papatya kokularıyla süsleyeceğim hatıralarımı.

Uyuduğum her zaman, kaybım olacak hayatımdan ve uyandığım her hayata sahip çıkacağım inadıma, usanmadan…

SENDEN ÖTEDE: EGE

Kaybettim
Başparmağıma bağladığım merakımı
Ne ben eski benim
Ne de endişem var artık
Bensiz ne yaptığına sevgilim

Dünkü günümü çaldım senden
Vehmime tutundum Ege’nin suyunda
Minicik yavru balıklar kıyılarda
Arkadaş olup dalmışlar balıklama
Ayaklarım ne yana gitse, gel diye
Yol gösteriyorlar sarhoş gözlerime
Onlar çağırıyor senin yerine
Gidiyorum peşlerinden
Dalıyorum donan bakışlarımla
Güneş alıyor aklımı başımdan
Sırtımı sıvazlayıp ısıtıyor
Dizlerimin bağını çözüyor sular
Üşüyor adını serçe koyduğum parmağım
Önce ürküyorum gömülen ayaklarımla
Sonra hep beraber
Oynuyoruz dalgacı sularla
Seriliyor önüme sere serpe
Bir avuç suyunu götürüyorum dudağıma
Tutturmuş tadını tuzunda
Öptükçe Ege'min suyu
Avucumdan kayıyor

Elimde kalan sayılı zamanda
Azad ediyorum elin olan Ege’mi
Gelin olasım geliyor suyuna
Kanıma giriyor
Saçlarımda Karadeniz
Yanaklarımda
Batı rüzgarı kokuyor

Eh be canımın içi
Güzel omuzlu papatya kadın
Dediğin kadar varmış sahi sahili
Denizin varmış ya hani
Yalanmış geri kalanı
Aklımda kırlangıcın yuvası
Yanında paçama yapışan suların
Ve dünkü o gün
Kök salıp büyüsek hatıramızda…

Kal eskisine âşık yaşlı gövdemde
Mührün vurulu dursun dudaklarımda…

13 Mart 2008 Perşembe

GETİRİN KEMENÇEMİ

Gözüm seyiriyor
Ölmüş babamdan başkası
Anar mı adımı
Söyler mi sevdiğini
İnanılır mı söylese bile
İster mi bir yudum su
Bardağın altından tutmalı
Buyur demeli diye tembihleyip

Sabah sabah nedir bu hasret
Boynuma dolanan
Kalk oturduğun yerden
İş zamanı
Kırkı çıkan her adam
Saz çalar mı
Bu saatten sonra

Getirin benim dertli kemençemi
Koyulsun dizlerime
Avuçlarımdan aksın tellerine
Özlediğim çocukluğum
Bilmediğim gençliğim
Gözümün görmediği
İhtiyarlık zamanlarım
Verin elime kemençemi…
Eski bir baharı
Çiğdemlere bıraktım…

11 Mart 2008 Salı

ADAM OL OĞLUM

Adam ol diyorlar ya
İşine bak oğul
Adam olan adam olmaya uğraşmaz
Deli bir çocuk bulacaksın içinde
Bir gün gelip büyüdüğünde
Her düşündüğün işte
Çokca akıl verenin olacak
Para veren bulamayacaksın
Bu sebepten düğümle keseni
Ama esirgeme yoksuldan
Hesap bilmek cimri olmak değildir
Ve unutma dağıttıkça büyüyeceksin

Yapmak istediğin her işte
Olmaz diyenin çok olacak
Duyma...
Başarısız olmanın her yolunu
Onlara bakarak bulabilirsin
Başarılı olmanın yolunu
Senden öğrenecekler
İlk yürüyenler
Her zaman "deli" zannedilirler
Yolun doğru oldukça
Adın deli olmuş kime ne

Adam ol diyecek baban sana
Aldırma…
Ben adamı gözünden tanırım
Adam olan "nasıl adam olunur"un
Hesabına düşmez, düşünmez
Adam olan tavrından duruşundan
Bellidir zaten oğlum…

Sana bir sır vereyim mi
Düşmekten korkmayıp
Dikildiğin o ilk an
Aslında adam olduğun andı...

KARAYA VURDUM BU GECE

Oturmuşuz sahile
Karaya vurmuşum ben
Sen omzuma koymuşsun başını
Seyret diyorsun ufku
Güneş batıyormuş
Kızılmış gökyüzü
Çok güzelmiş

Ömür kaç yıl sevgili
Kaç sefer daha sığar denizime
Ve her seferimde
Her Allahın günü
Kaç defa bıkarım bu ufuktan
Bir doğup, bir batan, kaç ufuk çizgisi
Bezdirir beni hayattan

Sen ufka bak sevgili
Ben gözlerine
Sen onu seyret
Ben öbür seferime kadar
Seni göreyim bırak…

Şu deniz, şu gök, şu mehtap
Hangisi doyurur gözlerin kadar
Bir çift taze kiraz yaprağı
Göz çukurlarında yeşerir
Ve gülümsemenle
Kiraz kokar dudakların

Sen ufku seyret sevgili
Ben karaya vurdum
Firari bir denizcinin
Omuzuna vur başını bu gece…