Oturmuşuz sahile
Karaya vurmuşum ben
Sen omzuma koymuşsun başını
Seyret diyorsun ufku
Güneş batıyormuş
Kızılmış gökyüzü
Çok güzelmiş
Ömür kaç yıl sevgili
Kaç sefer daha sığar denizime
Ve her seferimde
Her Allahın günü
Kaç defa bıkarım bu ufuktan
Bir doğup, bir batan, kaç ufuk çizgisi
Bezdirir beni hayattan
Sen ufka bak sevgili
Ben gözlerine
Sen onu seyret
Ben öbür seferime kadar
Seni göreyim bırak…
Şu deniz, şu gök, şu mehtap
Hangisi doyurur gözlerin kadar
Bir çift taze kiraz yaprağı
Göz çukurlarında yeşerir
Ve gülümsemenle
Kiraz kokar dudakların
Sen ufku seyret sevgili
Ben karaya vurdum
Firari bir denizcinin
Omuzuna vur başını bu gece…
11 Mart 2008 Salı
İTİNA İLE MUTLULUK UYDURULUR
Her akşam elin kolun dolu
Kederler sıkıntılar ceplerinde
Gel yine bu eve
Bekliyorum
Yeni giysiler bıraktım başucuna
Gülüşler kondurdum dokusuna
Mutluluk bulup ısıttım kendi içimde
Giyin…
Kederlerini yuğdum gün boyu
Hayal kırıklıklarından aş pişirdim
Yalnızlığıma inat
Yoksulluğuma nazire olsun diye
Tıkırdattım tenceremin kapağını
Otur ye şimdi afiyetle
Doy tıka basa
Uyduruk gülüşlerin zenginiyim
Korkma sen
Düşünüp biter mi diye
Çekme kepçeyi geriye
Yine bulurum ben…
Güneş kırpar yarın sabah gözünü
Yahut paçama dolanır nasılsa
Rüyamda gördüğüm o kedi
Ya da güvercinler kanatlarından
Bir ümit bırakırlar başımın üzerine
Gülmeye yeniden bir sebep bulurum
Uydururum içimde yeni bir huzur
Altı üstü mutluluk değil mi a canım
Nasılsa uydurulur…
Kederler sıkıntılar ceplerinde
Gel yine bu eve
Bekliyorum
Yeni giysiler bıraktım başucuna
Gülüşler kondurdum dokusuna
Mutluluk bulup ısıttım kendi içimde
Giyin…
Kederlerini yuğdum gün boyu
Hayal kırıklıklarından aş pişirdim
Yalnızlığıma inat
Yoksulluğuma nazire olsun diye
Tıkırdattım tenceremin kapağını
Otur ye şimdi afiyetle
Doy tıka basa
Uyduruk gülüşlerin zenginiyim
Korkma sen
Düşünüp biter mi diye
Çekme kepçeyi geriye
Yine bulurum ben…
Güneş kırpar yarın sabah gözünü
Yahut paçama dolanır nasılsa
Rüyamda gördüğüm o kedi
Ya da güvercinler kanatlarından
Bir ümit bırakırlar başımın üzerine
Gülmeye yeniden bir sebep bulurum
Uydururum içimde yeni bir huzur
Altı üstü mutluluk değil mi a canım
Nasılsa uydurulur…
9 Mart 2008 Pazar
SÖYLEYEMEM
Olağan değil bu aşk hali
Tüm hesaplar ayrılık derken bile
Ve tüm sarraflar bir olup
Beş paralık kıymet biçmemişken
Hayatla ölüm arası bu köprü
Hiç kurulmamış olmalı
Olasılığı olmayınca
İnanası da olmuyor adamın
Anası ağlıyor yokluğunda
Her dakikanın…
Saatler kuruluyor köşeye
Kimi Aysel’i bekliyor kimi Veysel’i
Sahi hangi selle geliyor
Bu aşk denen mendeburun
Bitmek bilmez hevesi…
Yokuşun tepesi ayaz, çıkma diyor
Gidesi gelmiyor dizlerimin
Kırılıyor kırlangıçlar gökyüzünde
Şafağım atıyor ufuk çizgisinde
Kızıyorum
Sana değil be kuzum
Gücüm sadece kendime yetiyor
Aramıyorum inadına
Dedim ya bir kere
Senle ne köy olunur ne kasaba
Olsa olsa bir hamur teknesi
Yoğurur gözümün yaşını kata kata
Sen say ki sevmedim ulan
Bilmem ben öyle hesap kitap
Tuzak sorularım olmaz benim
Kadınsın ya çekmek lazım nazını
Çekemiyorum işte istesem de
Gitmek kolayıma geliyor
Yokuş aşağı gerisin geriye
Unut diyorum her adımda
Ağaran saçlarımın tellerine
Bir tutam ah bırakıyorum
Sabahları vazgeçmediğin
Tüm kahve fallarına…
Nazire değil, gidiyorum demem
İstemem dersen gittiğimi bile söylemem
Bil ki sahiden söyleyemem kadınım
O son yolculuğumda
Nereye gittiğimi
Ve giderken gözümü yumup
Hayalinin kulağına neyi fısıldadığımı
Söyleyemem…
İstemezsen işitmezsin
Birlikte bozduğumuz bağın şırasında
Şarap olduğumu ve sağ avucunu
Yüzüne sürdüğünde amin diye
Gözünü yakanın aşk olduğunu
Her seherin soğuğunda
İçimin nasıl kavrulduğunu
Söyleyemem, duymazsın
Çıtım bile çıkmaz
Öylece yürür giderim
Kaybolan bir bozuk para gibi
Ararsın, bulamazsın
Yanıma aldığım eğri gölgemi…
Tüm hesaplar ayrılık derken bile
Ve tüm sarraflar bir olup
Beş paralık kıymet biçmemişken
Hayatla ölüm arası bu köprü
Hiç kurulmamış olmalı
Olasılığı olmayınca
İnanası da olmuyor adamın
Anası ağlıyor yokluğunda
Her dakikanın…
Saatler kuruluyor köşeye
Kimi Aysel’i bekliyor kimi Veysel’i
Sahi hangi selle geliyor
Bu aşk denen mendeburun
Bitmek bilmez hevesi…
Yokuşun tepesi ayaz, çıkma diyor
Gidesi gelmiyor dizlerimin
Kırılıyor kırlangıçlar gökyüzünde
Şafağım atıyor ufuk çizgisinde
Kızıyorum
Sana değil be kuzum
Gücüm sadece kendime yetiyor
Aramıyorum inadına
Dedim ya bir kere
Senle ne köy olunur ne kasaba
Olsa olsa bir hamur teknesi
Yoğurur gözümün yaşını kata kata
Sen say ki sevmedim ulan
Bilmem ben öyle hesap kitap
Tuzak sorularım olmaz benim
Kadınsın ya çekmek lazım nazını
Çekemiyorum işte istesem de
Gitmek kolayıma geliyor
Yokuş aşağı gerisin geriye
Unut diyorum her adımda
Ağaran saçlarımın tellerine
Bir tutam ah bırakıyorum
Sabahları vazgeçmediğin
Tüm kahve fallarına…
Nazire değil, gidiyorum demem
İstemem dersen gittiğimi bile söylemem
Bil ki sahiden söyleyemem kadınım
O son yolculuğumda
Nereye gittiğimi
Ve giderken gözümü yumup
Hayalinin kulağına neyi fısıldadığımı
Söyleyemem…
İstemezsen işitmezsin
Birlikte bozduğumuz bağın şırasında
Şarap olduğumu ve sağ avucunu
Yüzüne sürdüğünde amin diye
Gözünü yakanın aşk olduğunu
Her seherin soğuğunda
İçimin nasıl kavrulduğunu
Söyleyemem, duymazsın
Çıtım bile çıkmaz
Öylece yürür giderim
Kaybolan bir bozuk para gibi
Ararsın, bulamazsın
Yanıma aldığım eğri gölgemi…
8 Mart 2008 Cumartesi
ŞAFAĞIN KANATLARI
İlk ben uyandım bu sabah
Gün uykudaydı
Sonra sabah salası
Ardından ceviz ağacı kargaları
Sonra güvercinler
Ve arada minik serçeler
Usulca çöktü üzerimize gün
Caddede bağıran otomobiller
Bir yerlere yetiştiler
Kaç hastanın başını bekledi
Merhametli melekler
Ve kaç bebek yırttı geceyi
Özlenen çığlık sesiyle
Hayat…
Bu sabah ben doğurdum seni
Göbek bağını kestim ellerimle
Gül suyuyla yuğdum taze tenini
Uyan…
Bugüne yazılan
İlk şiirin sonunda yine sen ol
Üç noktayla beklenen
Meçhul zaman…
Gün uykudaydı
Sonra sabah salası
Ardından ceviz ağacı kargaları
Sonra güvercinler
Ve arada minik serçeler
Usulca çöktü üzerimize gün
Caddede bağıran otomobiller
Bir yerlere yetiştiler
Kaç hastanın başını bekledi
Merhametli melekler
Ve kaç bebek yırttı geceyi
Özlenen çığlık sesiyle
Hayat…
Bu sabah ben doğurdum seni
Göbek bağını kestim ellerimle
Gül suyuyla yuğdum taze tenini
Uyan…
Bugüne yazılan
İlk şiirin sonunda yine sen ol
Üç noktayla beklenen
Meçhul zaman…
GELEN SABAHI DİNLERKEN
Sabahın salası gölge düşürdü
Uykusunu atan cesedime
Unutmalıyım demekle
Unutmak arasındaki fark
Hatırlattı yeniden
Bir mum alevini sarındı
Titrek ışığında dans etti
Gölgeler
İçimden kopan korkular
Ağarmayan gün vaktinde
Bahçeyi dolandı
Unutmak
Ah her gece
Yorgun kalbimi zorlardı
Üstelik dışarıda
Bulutları öldürmeye kasıtla
Sarhoşlar kurşun yakardı
Kan kokardı
Gecenin bittiği
Günün yettiği
Dua zamanlarında
Uyku
Kayıp giderdi avuçlarımda…
Uykusunu atan cesedime
Unutmalıyım demekle
Unutmak arasındaki fark
Hatırlattı yeniden
Bir mum alevini sarındı
Titrek ışığında dans etti
Gölgeler
İçimden kopan korkular
Ağarmayan gün vaktinde
Bahçeyi dolandı
Unutmak
Ah her gece
Yorgun kalbimi zorlardı
Üstelik dışarıda
Bulutları öldürmeye kasıtla
Sarhoşlar kurşun yakardı
Kan kokardı
Gecenin bittiği
Günün yettiği
Dua zamanlarında
Uyku
Kayıp giderdi avuçlarımda…
7 Mart 2008 Cuma
TANRI’NIN ÖNÜNDE
Sığ suların ıssızlığında saklı
Bir çığlığım kendimde büyüyen
Fırtınayım,
Patlayasım var
Ve yıkmaya hevesim
Ardından durulasım var deniz gibi
Gem vurulan bir tayın
Öfke dolu yarınları
Ve gözlerinde sönen ışığım
Kırgın yanlarımda çoğalan
Ezilen bir halkın
Çığlığındaki küfürüm
Ne sarımsak ne soğan hesabı
Ve her ne zaman çıksam
Aşınmayacak kaldırımlarda
Üşenmeden yürümeye devam ederim
Satın almayacağım tüm cennetler
Papazlara hediyemdir
Siz oturun hurilerle
Ben Tanrı’nın dizi dibinde
Sessiz çığlıklarımla tükenen
Ömrüme ağlarım...
Bir çığlığım kendimde büyüyen
Fırtınayım,
Patlayasım var
Ve yıkmaya hevesim
Ardından durulasım var deniz gibi
Gem vurulan bir tayın
Öfke dolu yarınları
Ve gözlerinde sönen ışığım
Kırgın yanlarımda çoğalan
Ezilen bir halkın
Çığlığındaki küfürüm
Ne sarımsak ne soğan hesabı
Ve her ne zaman çıksam
Aşınmayacak kaldırımlarda
Üşenmeden yürümeye devam ederim
Satın almayacağım tüm cennetler
Papazlara hediyemdir
Siz oturun hurilerle
Ben Tanrı’nın dizi dibinde
Sessiz çığlıklarımla tükenen
Ömrüme ağlarım...
5 Mart 2008 Çarşamba
ÖYLESİ Bİ ZAMANDA
Bir saat hesabını yapmak zor gelir
Birde sevda muhasebesini
En çok kimi özlersin? Anne'ni mi
Yoksa...
Herkesten önce uğurladığın baba'nı mı
Kimin yası diğerini bastırır
Yanarken güneşin kaldırımlarında
Çok zaman basılırsın yağmurun arsızına
Gidenlerin yangını sönsün diyerek
Açarsın yaşlanan bağrını
Ve sonra…
Zamansız, kimsesiz
Ömrünün bir köşe başında
Çakılmış gibi öylece
Kalakalırsın...
Ellerin ayakların küt olur
Zor gelir havalandırma zamanın
Sabah akşam, evden işe voltalarda
Şaşırtır aklını kırmızı bir balon
Uçasın gelir iskelenin yanında
Martılar gel diye çığlığı basar
Denizanaları hevesle ama habersiz
Teskere'ne gün sayar
Ve boğulan hıçkırıklarında
Yoluna serilip, beklerler
Sarılıp ağlamanı
Anlam uydurursun durmadan
Durdurulamaz bir hata payıyla
Ziyan olur hayatın atlas kumaşı
Kırık bohçasına saklarsın
Kanayan yanlarını...
Eskilerini devşir geçmişten
Şimal'le yola çıktığın gecede
Kurut asma dalında göğeren
Şıralı acılarını
Ve kır yeniden durma
Şans yıldızının çırpı bacaklarını...
Birde sevda muhasebesini
En çok kimi özlersin? Anne'ni mi
Yoksa...
Herkesten önce uğurladığın baba'nı mı
Kimin yası diğerini bastırır
Yanarken güneşin kaldırımlarında
Çok zaman basılırsın yağmurun arsızına
Gidenlerin yangını sönsün diyerek
Açarsın yaşlanan bağrını
Ve sonra…
Zamansız, kimsesiz
Ömrünün bir köşe başında
Çakılmış gibi öylece
Kalakalırsın...
Ellerin ayakların küt olur
Zor gelir havalandırma zamanın
Sabah akşam, evden işe voltalarda
Şaşırtır aklını kırmızı bir balon
Uçasın gelir iskelenin yanında
Martılar gel diye çığlığı basar
Denizanaları hevesle ama habersiz
Teskere'ne gün sayar
Ve boğulan hıçkırıklarında
Yoluna serilip, beklerler
Sarılıp ağlamanı
Anlam uydurursun durmadan
Durdurulamaz bir hata payıyla
Ziyan olur hayatın atlas kumaşı
Kırık bohçasına saklarsın
Kanayan yanlarını...
Eskilerini devşir geçmişten
Şimal'le yola çıktığın gecede
Kurut asma dalında göğeren
Şıralı acılarını
Ve kır yeniden durma
Şans yıldızının çırpı bacaklarını...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)