Bir apartmanın
Bahçe katında oturmanın
Bir dolu faydası vardır Selami
Mesela…
Öteberi satanlar
Bir kat aşağıya inmezler
Öyle bir kanı vardır yerleşik
Apartman görevlileri oturur
Alt katlarda
Senden sormazlar gece vakti
Sıhhiyeci Mehmet Efendi’yi
Düzayak değildir kapın
İki numarada oturan
Zahide teyze tarif eder
İnsaniyet namına
Tamam, ilk basılan zil seninkidir
Derli toplu durmak icap eder
“neme lazım”…
Basılmak fikren bile
Rahatsız bir durum
Gece hayatın olmayacak mesela
Yahut masa lambası ışığında
Çıkaracaksın ihtilali mısralarında
Perdelerin örtük olacak sıkı sıkıya
“Bahçe katı, görmezler” demeyeceksin
Meraklısı var bahçelerin
Üşenmeyip gelirler
Karanlıkta pencerene
Seyrederler şiir yazarken
Nasıl canından bezdiğini…
İlham denilen şahsiyet
Gelir gelmez bahçeden başlar
Önce uyuyanları, uyanıkları
Sonra şiire hasta, erken bunamışları
Tespit eder mevsimsiz, vakitsiz
Uğranılacak ilk kişi olduğunu bileceksin
Oturduğun bahçe katında
Karıncalar her bahar
Küçük mutfağına dadanacak nasılsa
Kediler pencerenin birinden girip
Diğerinden
Mutfaktaki yemeğin sonunu yalayıp
Kaçacaklar kovalamasan da
Kabul bahçe katı olunca
Göz yumacaksın kediye köpeğe
Ama ya serçeler
Şehrin orta yerinde
Her sabah müstakil bir kulübe gibi
Pencerelerinde öpüşecekler
Sana gelmeyenler senin zilini çalacak
Bu bile külfet iyi bilirim
Aman be canım
Gelen gidenin yoksa da
Kapımı çalanım var diye sevin
Boşverr… Kime gelmişse gelmiş
Say sabahtan akşama
Dört numaranın torununu karşıla
Yedi numaradaki Ruşen amcayı
Uğurla perdenin arkasında
Ya da bahçene dön yüzünü
Dallara yük olan
Sevinçli serçeleri okşa…
Bir apartmanın
Bahçe katında oturmanın
Bir dolu faydası var Selami…
30 Ocak 2008 Çarşamba
BOĞAZA NAZIR ŞİİR
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin
Kıyına tutunmuş Dolmabahçe
Yakınına saplanmış galata
Tramvaylar tırmalamış sokaklarını
Vaveylalara karışmış gidenin saltanatı
Bir varmışsın bir yok olmuşsun
Gelenin burnundan gidenin bağrından
Geliyormuş varlığına delil soğuk suların
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin
Yıldız düşmüş kıyına saray olmuş
Paşalar karşısında yalı olup oturmuş
Köhnemiş adetlerin, zenginin zengin
Fakirin sokak aralarında çenesi yorulmuş
Olsa da hoş olmasa da hoş gelmemiş
Varlığınla şenlenmiş âşıkların
Kıyılarla öpüşüyormuş küçük dalgaların
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin
Yazına yazanın kışına küsenin
İlle de eli ayağı üşümekten düşenin
Çok olurmuş…
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin
Kadıköy’ünde hesabım dürülse
Üsküdar’da dara düşsem de
Bebek’te sevgilimin gözlerinde
Yine seni bulurum martıların seslerinde
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin…
Gelsem de, gelmesem de…
Kıyına tutunmuş Dolmabahçe
Yakınına saplanmış galata
Tramvaylar tırmalamış sokaklarını
Vaveylalara karışmış gidenin saltanatı
Bir varmışsın bir yok olmuşsun
Gelenin burnundan gidenin bağrından
Geliyormuş varlığına delil soğuk suların
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin
Yıldız düşmüş kıyına saray olmuş
Paşalar karşısında yalı olup oturmuş
Köhnemiş adetlerin, zenginin zengin
Fakirin sokak aralarında çenesi yorulmuş
Olsa da hoş olmasa da hoş gelmemiş
Varlığınla şenlenmiş âşıkların
Kıyılarla öpüşüyormuş küçük dalgaların
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin
Yazına yazanın kışına küsenin
İlle de eli ayağı üşümekten düşenin
Çok olurmuş…
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin
Kadıköy’ünde hesabım dürülse
Üsküdar’da dara düşsem de
Bebek’te sevgilimin gözlerinde
Yine seni bulurum martıların seslerinde
Tadı tuzu senmişsin bu şehrin…
Gelsem de, gelmesem de…
İSTİKLAL CADDESİ
İstiklalin orta yerinde meyhane
Yanından geçiyor güzel kadınlar
Çapkın delikanlılar göz süzüyor
Bitmiyor gece bitmiyor eğlence
Martılar buralara gelmiyor
Güvercinler kaçkın
Bayrampaşa’nın soğuk duvarlarında
Boğaza takılmış özgürlükleri
İstiklalin orta yerinde meyhane
Ya minicik olmuş etekleri
Ya delikanlıca kıvırmışlar yukarıya
İlle de gecenin kör soğuğunda
Üşüseler bile üşümemeye yeminli
Sarınmışlar günahın ateşine sıkıca
Martılar bu caddeye uğramıyor
Güvercinler mi
Onlar Bayrampaşa da…
İstiklalin orta yerinde meyhane
Vur patlasın çal oynasın bir gece
Gırnata eski moda şimdi saksafon
Uzak bir kaldırım kenarında
Laz uşağı titretiyor kemençenin telini
Kürt’ü Çerkez’i karışıyor gecenin karasında
Siyaset bir saatten sonra bu sokakta
Para etmiyor kimse dinlemiyor
Martı kanatlı yaşlı şairler görünmüyor
Güvercinler hürriyet diye söylenmiyor
Zeytin dalını asıyorlar Bayrampaşa’da…
İstiklalin orta yeri meyhane…
İstiklalin orta yerinde meyhane
Yanından geçiyor güzel kadınlar
Çapkın delikanlılar göz süzüyor
Bitmiyor gece bitmiyor eğlence
Martılar buralara gelmiyor
Güvercinler kaçkın
Bayrampaşa’nın soğuk duvarlarında
Boğaza takılmış özgürlükleri
İstiklalin orta yerinde meyhane
Ya minicik olmuş etekleri
Ya delikanlıca kıvırmışlar yukarıya
İlle de gecenin kör soğuğunda
Üşüseler bile üşümemeye yeminli
Sarınmışlar günahın ateşine sıkıca
Martılar bu caddeye uğramıyor
Güvercinler mi
Onlar Bayrampaşa da…
İstiklalin orta yerinde meyhane
Vur patlasın çal oynasın bir gece
Gırnata eski moda şimdi saksafon
Uzak bir kaldırım kenarında
Laz uşağı titretiyor kemençenin telini
Kürt’ü Çerkez’i karışıyor gecenin karasında
Siyaset bir saatten sonra bu sokakta
Para etmiyor kimse dinlemiyor
Martı kanatlı yaşlı şairler görünmüyor
Güvercinler hürriyet diye söylenmiyor
Zeytin dalını asıyorlar Bayrampaşa’da…
İstiklalin orta yeri meyhane…
29 Ocak 2008 Salı
DELİ
Ne zaman titrese
Bir tamburun en ince teli
Titrerim poyrazda kalan
Genç bir kuş gibi
Şu eskiyen Boğaz
Suyuna gömecek gibi
Dalga geçip gelir üzerime
Saklanırım
İskelenin yolunu gösteren
Babam kadar sağlam babaya
Vuran her dalga kalbim olur
Poyrazında yaşarım hayatı
Hatayı güneşe mühürlerim
Kararan gözlerimde
Yumarım kızıl ışığına gözlerimi
Deli bellerler beni
Deliliğin çeşitleri var
Neyim hala bilemem
Deli derler
Nasıl düzeltirim
İnsaf edip söylemezler
Ne zaman düşer gibi yapsa
Yaşını başını almış bir martı
Kırlangıçların kuyruklarına bağladığım
Görünmez ipleri çekerim
Uçarlar özendirmeye
Suların üzerinde
Dalgaları eğlendirirler
Deli bellerler ismimi
Bilmezler ne iyi şeydir
Şizofreni
Ve ne çok yakışır
Aklı olup da anlatamayan adama
Deli deyip geçerler
Önümden geçerken saygıyla
Dip kenar yürürler…
Bir vapur düdüğüne asarım
Sevmeyi öğrendiğim
O genç zamanlarda ki
Emel’in gülen sesini
Onda unutmuşumdur belki
Kalan az buçuk fikrimi
Olsun be
Meraklısı çok şu denizin
Tuzundan habersiz
Yanında olmanın derdiyle
Para verip gelmiyorlar mı bu şehre
Asıl deli kim söyleyin
Oldubitti kıyısında
Poyrazına bile razı bekliyorum
Bana vurmayan aşkı
Meraklısının saçlarındaki
Rüzgârına saplıyorum…
Bir tamburun en ince teli
Titrerim poyrazda kalan
Genç bir kuş gibi
Şu eskiyen Boğaz
Suyuna gömecek gibi
Dalga geçip gelir üzerime
Saklanırım
İskelenin yolunu gösteren
Babam kadar sağlam babaya
Vuran her dalga kalbim olur
Poyrazında yaşarım hayatı
Hatayı güneşe mühürlerim
Kararan gözlerimde
Yumarım kızıl ışığına gözlerimi
Deli bellerler beni
Deliliğin çeşitleri var
Neyim hala bilemem
Deli derler
Nasıl düzeltirim
İnsaf edip söylemezler
Ne zaman düşer gibi yapsa
Yaşını başını almış bir martı
Kırlangıçların kuyruklarına bağladığım
Görünmez ipleri çekerim
Uçarlar özendirmeye
Suların üzerinde
Dalgaları eğlendirirler
Deli bellerler ismimi
Bilmezler ne iyi şeydir
Şizofreni
Ve ne çok yakışır
Aklı olup da anlatamayan adama
Deli deyip geçerler
Önümden geçerken saygıyla
Dip kenar yürürler…
Bir vapur düdüğüne asarım
Sevmeyi öğrendiğim
O genç zamanlarda ki
Emel’in gülen sesini
Onda unutmuşumdur belki
Kalan az buçuk fikrimi
Olsun be
Meraklısı çok şu denizin
Tuzundan habersiz
Yanında olmanın derdiyle
Para verip gelmiyorlar mı bu şehre
Asıl deli kim söyleyin
Oldubitti kıyısında
Poyrazına bile razı bekliyorum
Bana vurmayan aşkı
Meraklısının saçlarındaki
Rüzgârına saplıyorum…
28 Ocak 2008 Pazartesi
İŞGÜZARLIK BENİMKİ
İşgüzarlık benimkisi…
Sen say ki,
Adam akıllı bulmuşum kafayı
Tüttürmüşüm denize karşı
O tek cigarayı
Unutmuşum…
Neyim varsa, emanetçi Memed’de
Anahtarı denize savurmuşum
İşgüzarlık benimkisi…
Oldum olası adam ol dedi birileri
Ben de istedim ne yalan söyleyim
Kolalı gömlekli memur olup
Evimde rahatça ölmeyi
Ama…
Şu martılar yok mu
Ya şu sığırcık kuşları
Öyle uçarıydılar ki
Çeldiler fikrimi en ince yerinden
O gün bugündür
Boğazın bu yakasında
Şu gördüğün banklarda
Kimsesiz ama onurlu
Gazeteye sarılı ucuz bir şarapla
O dırdır etmeden, ben ekmek getirmeden
Geçinip gidiyoruz işte
Say ki adammışım
Söylenmemiş bir aşkı
Dilime dolamışım…
İşgüzarlık benimkisi…
Beni buralarda boyacı diye bilirler
Ben hep, yaşar gibi boyarmışım…
Geçenlerde süslü Nebahat abla
Burun kıvırdı geçerken bana
Önce burkuldum
Sonra hicranlı bir hırsla
Hayata küfür savurdum
Süslü Nebahat işte, kusur sayılmaz
Gözü vardı gençliğimde
Bozuluyordur belki de
Abla dediğime
Gülme öyle bıyık altı hemen
Biz de genç olduk oğlum
Bizimde bıyıklarımızın terlediği yıllar
Briyantinli saçlarımızın olduğu zamanlar
Yok muydu sanıyorsun
Aldanıyorsun…
Bu banka doğurmadı ya anam beni
Bu sahil sonradan belledi ismimi
Önceleri martılara ekmek ufalardım
Sonra aşklarımı anlattım
Arkasından terkler kalan acılar
Ve böyle kalakaldığım yalnızlıklar
İkinci karım adam eder sandım
Züleyha… Güzel kadındı
Hayat her zaman baltaydı
Sap olamadım anlayacağın
Bir çöp bile alamadım
Sırtımdaki kaban
Rahmetli Demiryolcu Hasan ağabeyin
Adı gitti dostluğu sırtıma baki kaldı
Gülme dedikse, ağlama be oğlum
Nesine gülelim, nesine kederlenelim
Hayat işte…Boşverr…
İşgüzarlık benimkisi…
Latife için mektup göndersen
Postacılar ayağıma kadar getirirler…
Kime sorsan buralarda
Beni parmakla gösterirler…
(Savaş Dinçel'in okumasını isterdim :( )
İşgüzarlık benimkisi…
Sen say ki,
Adam akıllı bulmuşum kafayı
Tüttürmüşüm denize karşı
O tek cigarayı
Unutmuşum…
Neyim varsa, emanetçi Memed’de
Anahtarı denize savurmuşum
İşgüzarlık benimkisi…
Oldum olası adam ol dedi birileri
Ben de istedim ne yalan söyleyim
Kolalı gömlekli memur olup
Evimde rahatça ölmeyi
Ama…
Şu martılar yok mu
Ya şu sığırcık kuşları
Öyle uçarıydılar ki
Çeldiler fikrimi en ince yerinden
O gün bugündür
Boğazın bu yakasında
Şu gördüğün banklarda
Kimsesiz ama onurlu
Gazeteye sarılı ucuz bir şarapla
O dırdır etmeden, ben ekmek getirmeden
Geçinip gidiyoruz işte
Say ki adammışım
Söylenmemiş bir aşkı
Dilime dolamışım…
İşgüzarlık benimkisi…
Beni buralarda boyacı diye bilirler
Ben hep, yaşar gibi boyarmışım…
Geçenlerde süslü Nebahat abla
Burun kıvırdı geçerken bana
Önce burkuldum
Sonra hicranlı bir hırsla
Hayata küfür savurdum
Süslü Nebahat işte, kusur sayılmaz
Gözü vardı gençliğimde
Bozuluyordur belki de
Abla dediğime
Gülme öyle bıyık altı hemen
Biz de genç olduk oğlum
Bizimde bıyıklarımızın terlediği yıllar
Briyantinli saçlarımızın olduğu zamanlar
Yok muydu sanıyorsun
Aldanıyorsun…
Bu banka doğurmadı ya anam beni
Bu sahil sonradan belledi ismimi
Önceleri martılara ekmek ufalardım
Sonra aşklarımı anlattım
Arkasından terkler kalan acılar
Ve böyle kalakaldığım yalnızlıklar
İkinci karım adam eder sandım
Züleyha… Güzel kadındı
Hayat her zaman baltaydı
Sap olamadım anlayacağın
Bir çöp bile alamadım
Sırtımdaki kaban
Rahmetli Demiryolcu Hasan ağabeyin
Adı gitti dostluğu sırtıma baki kaldı
Gülme dedikse, ağlama be oğlum
Nesine gülelim, nesine kederlenelim
Hayat işte…Boşverr…
İşgüzarlık benimkisi…
Latife için mektup göndersen
Postacılar ayağıma kadar getirirler…
Kime sorsan buralarda
Beni parmakla gösterirler…
(Savaş Dinçel'in okumasını isterdim :( )
ÇEYREK AKIL
Hep deliliğe çeyrek kala
Ama ille de,
Can kenarı bir koltukta
Seyrederken aklı olanları
Saklambaç oynayan tüm yalanlarla
Yüz yüze, göz gözeyim...
Seviyorum söylediklerinizi
Olsun…
Yalan da olsa
Sevdiğinizi söyleyin
Anlarım sahteyi gerçeği
Ama işime geldiğinde
Vakit şafağa erince
Gece güne devrilince
İnceden girerim sohbete
Getiririm konuyu sadede
Öyle icab etmiştir derim
Gözümü kaçırırken gözlerimde
Anlatırım hakikati kendime...
Siz zahmet etmeyin
Deliliğe çeyrek kala bir yerlerde
Tükenmeyecek mi nasılsa
Şu ömür dediğin…
Hep deliliğe çeyrek kala
Ama ille de,
Can kenarı bir koltukta
Seyrederken aklı olanları
Saklambaç oynayan tüm yalanlarla
Yüz yüze, göz gözeyim...
Seviyorum söylediklerinizi
Olsun…
Yalan da olsa
Sevdiğinizi söyleyin
Anlarım sahteyi gerçeği
Ama işime geldiğinde
Vakit şafağa erince
Gece güne devrilince
İnceden girerim sohbete
Getiririm konuyu sadede
Öyle icab etmiştir derim
Gözümü kaçırırken gözlerimde
Anlatırım hakikati kendime...
Siz zahmet etmeyin
Deliliğe çeyrek kala bir yerlerde
Tükenmeyecek mi nasılsa
Şu ömür dediğin…
27 Ocak 2008 Pazar
KADINIM
Soyunur uzanır boylu boyunca
Şiltesi incelmiş yatağıma
Ellerinin nasırı benim suçum
Gönlünün pası gözünün yası
Kırılıp dökülen her yanın
Benim tek sebebi
Şiltesi incelen yatağımın
Sabır kokulu gelini
Yaşmağını indirdiğim
Ar’ını har ettiğim
Kara saçlarını bileğime
Gözlerini bahtıma
İlmek edip düğümlediğim
Hoyrat sevdiğim
Ezip bozarak şeklini
Kendime benzettiğim
Benim yaşamama
Hayatını
Mecbur ettiğim
Sahip olmayı maharet
Kazanmayı marifet bildiğim
Kaybetmeye tek sebebim…
O genç zamanlarının
Çiçek dalları kurumuş şimdi
Düşünmeden söylediğim
Tüm acı sözler
Yüreğini kavurmuş
Nasıra vurmuş atan kalbi
Körmüş gözlerim meğer
Görünmez sanmışım sevdiğini
El bağında derdiklerim mi yarmış
Bana yalan hep yaranmış
Heba ettiğim hibem
Nerede eşekliğimin delili
Çocukluğumdaki nakışlı heybem…
Beni gösterin şimdi
Gecenin her kör deliğinden
Zira… Benim...
Kaybetmeye tek sebebim…
Şiltesi incelmiş yatağıma
Ellerinin nasırı benim suçum
Gönlünün pası gözünün yası
Kırılıp dökülen her yanın
Benim tek sebebi
Şiltesi incelen yatağımın
Sabır kokulu gelini
Yaşmağını indirdiğim
Ar’ını har ettiğim
Kara saçlarını bileğime
Gözlerini bahtıma
İlmek edip düğümlediğim
Hoyrat sevdiğim
Ezip bozarak şeklini
Kendime benzettiğim
Benim yaşamama
Hayatını
Mecbur ettiğim
Sahip olmayı maharet
Kazanmayı marifet bildiğim
Kaybetmeye tek sebebim…
O genç zamanlarının
Çiçek dalları kurumuş şimdi
Düşünmeden söylediğim
Tüm acı sözler
Yüreğini kavurmuş
Nasıra vurmuş atan kalbi
Körmüş gözlerim meğer
Görünmez sanmışım sevdiğini
El bağında derdiklerim mi yarmış
Bana yalan hep yaranmış
Heba ettiğim hibem
Nerede eşekliğimin delili
Çocukluğumdaki nakışlı heybem…
Beni gösterin şimdi
Gecenin her kör deliğinden
Zira… Benim...
Kaybetmeye tek sebebim…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)