25 Şubat 2008 Pazartesi

KUMSAL'DA...

Kendinden bahset bugün bana. Unut beni, bende sevdiklerini, seni anlat bana. Bir ayna al karşına. Hayali bir ayna. Tek bir bakışla kırıp parçala sonra ve avuçlarına düşen binlerce parçanın her biri, senin hangi yanını gösteriyorsa onları anlat bana. Büyük parçalarına sığan kıskançlıklarını, küçük parçalardaki un ufak olan unutuşlarını ve dağılışını kan revan içinde. Seni anlat bana. Canını yakan her ince ve keskin parçanı anlat bana. Yumma avuçlarını yanımdayken. Bırak birlikte ayıklayalım her parçayı. Büyükleri kenara alırım ben, mutlaka işe yarayacak bir tasarım bulurum onlardan. Ya güzel bir yemeği sunarım sana tabağının kenarlarını süsleyip kendi kırık parçalarından yahut bir kadehin altında bulursun yeniden yüzünü.

Seni anlat bana. Ne zaman doğduğundan başla. Nerede ve nasıl bir evde, hayata geldiğini. İlk ağlama sesinin hayat dolu çığlığı yankılansın kalbimde. Nasıl büyüdüğünü, asfaltı olmayan köyün tozlu yollarında. Saçını çektiğin o güzel kızı anlat. Erik çaldığınız zamanları ve bahçenin sahibinden kaçışlarınızı. Büyümek için can attığın çocukluk zamanlarını anlat bana. Hiç bir ayrıntıyı unutma. Dalsın gözlerin, kızıl bir akşamın bitimsiz batımında. Uzat ayaklarını serin sulara. Sıvalı paçalarınla yaramaz bir çocuk hayat bulsun yeniden. Çıplak ayaklarına sahilin pudralı kumları yapışsın ve kurusun. Anlat uzun uzadıya. Ellerin geride destek versin oturmana. Bakışların kilitlensin ufka.

Anlatmaktan vazgeçme. “Sen varsın boş ver bunları” deme bana. Seni bilmek istiyorum. Senin ağzından dinlemek istiyorum, yaptığın yaramazlıklardaki haklı gerekçelerini. İlk sevgilinin gözlerinde bulduğun o tarifsiz aşkı dinlemek istiyorum. Gidişiyle düşlerini kâbusa çeviren yalnızlıklarını. Kırılan umutlarını, hayata nasıl küstüğünü ama hayattan vazgeçmemeye ettiğin yeminleri. Yeniden kalbini deli deli çarptıran, tertemiz başka aşklarını sonra, sırasıyla.

“Birinin saçları güzeldi, denizler kadar dalgalı ve diğerinin dudakları şu ufukta yanan akşam gibi” diyerek sürdür seni anlatmayı. Bilmek istiyorum. Bensiz zamanlarında aşkı öğreten tüm güzel sevdalarını. Anlat bana bu güzel sahil akşamında. Ben uzanayım yanına ve yüzünü izleyeyim her an değişen çizgilerinde. Bir “Sen Masalı” ol yeniden. Tatlı tatlı ve çıkardığın derslerle dolu.

Beni bulduğun zamana kadar getir tüm masalı. Sonra birden masal sitemkâr bir monolog olsun. Gülümseyeyim yüzüne. Onca aşkı yaşayan benmişim gibi, kızıp sitem et. Bunca zaman nerelerde olduğumun hesabını sor yeniden. Bunca zamandır nerelerde olduğunu düşünmeden. “Seni sevdiğimi bildiğin halde küsmüştün ya…” diyerek eski bir meseleyi konuş yeniden ve hemen ardından “beni sevdiğini söylemediğin zamanlar…” diyerek sustuğum zamanlarda içine düşen acıları anlat bana.

Seni anlat bana, kocaman kıskançlıklarını, her satırımda bulduğun kendini, çaresizlik zamanlarını, her an şaşırttığımı düşündüğün hallerimi. Aslında ne çok önyargının olduğunu itiraf et içinden, susarken bana. Gözlerinden okuyayım ben. Mısra aralarına takılı kaldığım bir şiir gibi. Sen bana “Sen”i anlat. Bildiklerimin teyidi olsun anlatacakların yeniden. Gün batana kadar bitmesin. Gün battığında saklanayım gözlerinden. Elma desen de armut desende bulama hayalindeki beni. Sende ki halimden geriye bir avuç kum bir yudum acı su kalsın ellerinde.

Sana anlattığım o yegâne acının anlamını çöz.

Bana seni anlattığın günün sonunda ve gece tüm karanlığına rağmen, ölümle kaybetmekten daha beter başka bir şey olmadığına, ikna etsin o çok sevdiğim gözlerini. Denizin tuzlu suyu tanısın aşkla ağlayan gözbebeklerini. Gece, ay, deniz şahit olsun seni ne kadar çok sevdiğime ve kumsalda ki her kum tanesi öpsün, öpemeyecek kadar uzakta olduğum beyaz tenini.

Hiç yorum yok: