14 Şubat 2008 Perşembe

TUNA NEHRİ'NİN YANINDA

Ne zaman eski bir isim çıksa karşıma yeniden yollar ve yolcular geliyor aklıma. Gidenler, gelse de bulamayanlar, gidip de hiç dönmeyenler. An’ların içinde yaşıyor hayat ve sadece o kısacık zamanların içerisinde yaşanıyor. Bir anlam yükleniyorsa bu süreç içerisine hapsoluyor yaşanan tüm mutluluklar. Yaşanırken kederli olduğu düşünülen şeyler bile mutluluk oluyor hatırlandığında. Her zaman güzel halleri kalıyor akıllarda.

Bir de hesaplaşamayanlar oluyor ille de. İntikam hesapları yapıp, bir türlü alacakla vereceği denkleyemeyenler. Öldüresiye sevenler diyorum bunlara. Gömmekten başka hiçbir son onları tatmin etmiyor. Bu yüzden öldürene kadar bunaltmayı tercih ediyorlar. Meselenin bu tarafının çok da önemi yok benim adıma. Zira hiç de umursamıyorum artık böylelerini. Ne istiyorlarsa onu yapmak için harcasınlar tüm enerjilerini. Mutlu etmek ve mutlu olmak bu kadar ucuz değil ve son derece de kıymetli.

Ara sıra gelip bir yudum acı kahve misali iki kelam ediyorsun ya. Bu kadarcık da olsa bir iz bırakmışım demek diye düşünüyorum. Hiç anımsanmamak üzer mutlaka geride kalanı. Kimse unutmaz aslına bakarsan. Çok zaman unuturum diyenler gömerler en derin kuyuların diplerine. Üzerlerine aynı isimleri unutmayı sağlayacak taşlar atarlar karalama kampanyasıdır bunlar. Bu taşlar olmasa güzel tarafları hatırlanacak diye sadece savunma psikolojisiyle yaparlar bunları. Onlar da bilirler aslında tüm bu hafriyata rağmen birlikte olunan zamanlarda o isimleri çok da sevdiklerini. Sonra daha küçük taşlar atılır acılar hafifledikçe ve zaman getirip doldurur tüm taşların aralarını toprak ve kumlarıyla. Unutmak umut edilir yalnızca. Unutulan sevgilide kalan gönüldür sadece. Gönülsüz gezilecek zamanları getirip bırakır kapıların önüne hayat.

Ne o sahil unutulur, ne eski çarşı. Her tütsü yakışta dumanı resmini çizer durmadan. Amber kokusu doldurur odayı yeniden. Misk-i Amber en kıymetli koku. Odanın kokusuyla birlikte tüm evin havası ve tüm düşünceleri de değiştirir bir anda.

Her kesin ve her şeyin kendine ait bir kokusu vardır ille de. Bir defa duyduğunda nerede ve ne zaman olursa olsun hatırlayabileceğini düşünürsün. Her gözde bulduğun ve her yüzde karşına çıktığını düşündüğün gibi bir anda onca insanın içinden aynı kokuyu alırsın istem dışı. O mu burada diye belli etmeden arar gözlerin. O denilenler çok uzakta da olsalar.

Yeni dostlar girer hayatına tüm kapıları kapatıp kilit üzerine kilit vursan da. Gidenler unutulmazlar ama gelenler doldururlar kalbini hiç istemesen de. Yeniden sevmeye başlarsın. Bir de bakarsın ki kalbin ölmemiş ve ölmüyor ne olursa olsun. Bunun ismi unutmak olmaz hiçbir zaman. Unutmak ya da unutmamakla ilgili değildir olup biten. Mesele yine de ve yalnızca “an” dediğimizde gizleniyordur. O “an” içerisinde yaşadığın mutluluğu ya koruyacaksın ya kıymetini bilmeyip yürüyüp gideceksin başka bir yöne. Ama yürüyüp gittiğinde bileceksin ki yeniden asla o “an” tekrarlamayacak kendini. Bir dolu zaman geçecek ayrı gayrı ve hiçbir şey bu farklı zamanların yerini dolduramayacak.

Bir “an” içinde yaşanacak tüm aşklar ve sevgiler. Koruyabildiklerimiz bizim olacak kaybettiklerimizle çoktan vedalaşmış olacağız.

Hiç yorum yok: